Ülkenin her yanından şahlanan Türk ulusu, genciyle ihtiyarıyla, kadınıyla erkeğiyle, imamıyla öğretmeniyle Türk askerinin hemen yanında canı pahasına ülkesini kurtarmıştı.
30 Ağustos zaferi ile 23 Nisan 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin kurulmasıyla çıkılan “demokratik cumhuriyet” yolunun sonuna gelinmişti. Mustafa Kemal ve arkadaşları bu büyük zaferden bir yıl sonra 600 yıllık Osmanlı yönetimine son vererek genç Türkiye Cumhuriyeti’ni kurmuştu.
Türkiye Cumhuriyeti, Mustafa Kemal’in yönetiminde tarihin en büyük siyasi, ekonomik ve sosyal atağına kalkarak ülkeyi çağdaş ülkeler seviyesine götürecek devrim ve ilkeleri belirlemiş, Türkiye’nin rotasını çizmişti.
Bu rota elbette hâlâ padişahlık yönetimine özlem duyan, dini, siyasi ve ticari amaçları için kullanan, Türkiye’nin Orta Çağ karanlığında kalmasından yarar umanları hiçbir zaman mutlu etmedi.
Buna karşın genç Türkiye Cumhuriyeti bütün bu ihanet ve alçaklığa direnmesini bildi. Kendi içinde yaşadığı sıkıntılara, çağdaş demokrasi ve hukuk yolundan sapma eğilimi gösterenlere rağmen ayakta durmayı başardı.
Ancak melanet şebekeleri asla boş durmadı. Tıpkı Atatürk’ün gençliğe hitabesinde söylediği gibi iç ve dış düşmanlar ele ele verdi. Yüreği bu ülke sevgisi ile dolu olanlar sindirilmeye, etkisiz hale getirilmeye çalışıldı. Bugün Türkiye çok büyük bir sıkıntı içinde. 86 yıl önce askeri bir zaferle temelleri atılan cumhuriyet can çekişir hale getirildi. Cumhuriyeti, ilke ve devrimlerini koruyabilecek tüm kurumlar delik deşik edildi. Türk ulusunun kime güveneceği konusundaki hedefler şaşırtıldı.
Ancak bütün bunlara rağmen vicdanında Atatürk ve Cumhuriyet sevgisi taşıyanların mücadele azmi, fedakârlığı, kararlılığı ilk günkü gibi devam ediyor. Türkiye Cumhiriyeti’ni ne pahasına olursa olsun yaşatmaya azimli olanlar asla yılmayacaklardır...!